Yazılım ve Oyun Kardeşliği

May 3, 2008

Yazılım dünyanın en eğlenceli ve en zor işlerinden biri. Eğlenceli çünkü yaratıcılığımızı konuşturuyoruz ve ortaya koyduğumuz ürünü, diğer insanların beğenisine sunuyor, onların takdiri ya da tekdiri ile muhattap oluyoruz. Zor çünkü sürekli bir yarış halindeyiz. Sürekli yeni birşeyler yaparak ile bir adım önde olmak zorundayız. Bilgimizi sürekli güncel tutmak ve yorumlamak zorunda oluşumuz gerçeği söz konusu. Bu son madde öğrenmeyi seviyorsanız aynı zamanda eğlenceli.

Proje bitiş tarihleri yaklaştıkça yazılım geliştirmenin zorluğu daha çok anlaşılır. Sıkıntılar ortaya çıkar. Proje iyi yönetilmediyse %99 ihtimalle mesai saatleri dışında da proje için çalışmak gerekir. Lakin işiniz gibi bir de özel yaşamınız vardır. Ve bir hafta önceden yaptığınız planlar bir anda tehlike altına girer. Bu durumda iki yolunuz vardır. Ya gidersiniz, ya da kalırsınız. Dünyada da böylemi bilmiyorum ama gitmeyi seçerseniz, proje yöneticilerinin gizli silahları olan duygusal baskı kullanmaya çalışırlar. Burada kalmak ya da gitmek gerekmesi konusunda bir tartışma başlatmak değil amacım. Gitmek ve kalmak bazen doğru bazen de yanlış olan bir davranış olabilir. Fakat gitmeniz durumunda takım arkadaşlarınızın size olan duygularında negatif bir düşünce yer edeceği kesindir.

Projelerin başarılı ve kaliteli olmasında en önemli etkenlerden biride bu işi yapan yazılım geliştiricilerin motivasyonudur. Öncelikle takımdaki her birey aynı derecede önemlidir. İyi bir proje takımı iş dışında da zamanın her anında da beraber gezen takım değildir. İyi proje takımı iyi anlaşan, ekip arkadaşları ile empati kurabilen iyi bir dans veya tiyatro topluluğu gibidir. Birbirlerinin kusurlarını kapatırlar. Bibirlerine yardımcı olurlar. Takımda herkes önemlidir ve herkes bunu hissetmek ister ve hissetmelidir. Övgüler ve küçük ödüllendirmeler, yapılan işte başarının ve memnuniyetin kanıtıdır. Ben yazılıma başlamamın sebebi insanların ortaya koyduğum ürünü takdir etmelerini görmek istemem olmuştu. Ve gerçekten başarılı bir ürünü, proje ekibi gevşemesin diye takdir etmemek bence demotive edici yanlış bir davranış ve proje için yanlış bir hamledir.

Proje ekibi birbirini dinlemeli, anlamalıdır evet ama aynı zamanda kendi hatalarınıda görebilmelidir. Kendi hatalarımızı görmek çok kolay değildir. Bunu birinin bize söylemesi ile farkedebiliriz. Ama bunun söyleniş şekli ve niyeti çok önemlidir. “Acaba benim ayağımımı kaydırmaya çalışıyor.” “Bu adam da hep benim hatalırımı görüyor” diye düşünebilirsiniz. İşte iyi proje ekiplerinde böyle bir düşünce olmaz. Çünkü takım arkadaşına güvenir.

Neden yazılım geliştiriyorsunuz? Bu işi neden yapıyorsunuz? Hiç düşündünüz mü? Cevaplar farklı farklı olabilir. Ama altında yatan asıl şey mutlu olmaktır.  Mutluluk paylaşılırsa gerçektir. Bu kanıtını çok uzakta aramanıza gerek yok. Çocukken oyunlar oynarken ne kadar mutlu olduğunuzu bir düşünün. Yazılım bir takım işidir ve insanı mutlu eden bir oyundur. Ve oyunun amacı dünyayı kurtarmaktır. Kurtarılan dünyanın hacmi önemli değil. Bu sizin iç dünyanız bile olabilir. Ne farkeder ki! amaç dünyayı kurtarmaktır.

İnsan Homoludensdir. Yani oyun oynayan bir valıktır. Hayat bir oyundur felsefesi yazılım takımına yansıtıldığı ve yapılan projenin oyunun bir parçası olduğu yazılım ekibinin üzerindeki baskıyı alır ve onlara eğlence kapısını açar. Ve işin kalitesi üzerine tatlı bir rekabet başlar. Herkes rolünün hakkını vermeye çalışır.

Tiyatro ve Yazılım iki farklı grup gibi görünür. Tiyatrocular, yazılım geliştiricilere göre çok daha sosyal insanlardır. Aslında bu doğru değildir. Yazılımcılarda sosyal insanlardır. Sadece farklı bir platformda boy gösterir ve insanların anlayamadığı bilgisayarca konuşurlar. Yazılımcılarin komik alışkanlıkları vardır. Yüzyüze konuşmak yerine MSN’den konuşmayı ya da eposta ile birşey sormanızı beklerler. İşe odaklanmak için yapılan bu şey bence çok komiktir. İyi bir takım etkileşim içindedir. Ben bu yüzden çevik proje yönetim metodolojilerini seviyorum. Çünkü büyük projelerde küçük gruplara bölünerek bu etkileşimi sağlamaya çalışıyor hepsi.

Çarşamba günleri, Gelişim Atölyesi tarafından açılan Oyun Atölyesine katılıyorum. Amacım sadece eğlenmek ve tiyatrodan kopmamak isteğiydi. Oyun atölyesinde doğaçlama tiyatro yapıyoruz. Küçük bir topluluğuz. Takımda herkes çok değerli ve farklı. Aslında her insan farklıdır. Bunu kısa sürede öğreniyorsunuz. Çünkü size dünyayı farklı bir gözle görmeniz gerektiği gösteriliyor. Çevrenizdeki insanları farketmeye başlıyorsunuz. Çuvaldızı kendime batırmaya başlıyorsunuz. Ben, hatalarımı, yaptığım bencillikleri görmeye başladım. Çünkü çıkardığınız küçük oyunda bu bencillikler sırıtıyor. Bazen kendi bildiğimi okuduğumu ve takım arkadaşlarımı dinlemediğim farkettim. Artık hatalarımı biliyorum. Ve bunları düzeltmeye başladım. Unutmadan eklemeliyim, asıl amacım eğlenmek ve bende yarattığı mutluluk anlatamayacağım bir duygu. Evet gerçek mutluluk paylaşılandır. Bunu artık biliyorum. Belki bu yüzden çarşamba günlerini sabırsızlıkla bekliyorum. Buradan Gelişim Atölyesi’nin kurucusu Özlem Seller’e ne kadar teşekkür etsem azdır. Sevgili Nalan Hocam(Çeliker), iyi ki varsınız. Tiyatro’nun kurgu ve öykü dışındaki oyun olma tarafını sizin sayenizde anladım. Ve sevgili oyun arkadaşlarım(Aydan, Eda, Gülşah, İlkay, İlker, Koray, Kubilay, Yeşim) hepinize sevgi dolu kocaman teşekkürler :)

Tiyatro ile Yazılım gerçekten birbirine çok benziyor. Sadece olaya doğru açıdan bakmak gerekiyor. Eğer proje takımınızda yukarıda saydığım sorunlarınız varsa onları tiyatro ile tanıştırın. Tiyatroya izleyici kalmayın, sahnede kendinize yer edinin. Kısa sürede proje takımınızdaki değişikliğe inanamayacaksınız….